Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Mesleki Ayrışmanın Boyutu: Kadınlar Mesleki Hiyerarşinin Neresinde?

Çiğdem Gedikli

Türkiye’de kadınların iş gücüne ve buna paralel olarak istihdama katılma oranları, dünya genelinde görülen artış trendinin aksine, istikrarlı bir şekilde düşük seviyelerde olmuştur. Kadın istihdamını artırmak için öne sürülen yaygın öneri kadınların eğitim seviyelerini artırmak olsa da, son yıllarda yapılan çalışmalar kadın ve erkeklerin eğitim seviyelerindeki eşitlenmeye karşın devam eden bu durumun, daha titiz bir analiz gerektirdiğini ortaya koymuştur. Verilerin de zenginleşmesiyle birlikte (örneğin zaman kullanım anketleri ve cinsiyet rolleri konusunda tutumsal sorular içeren hane halkı anketleri), sorunun altında yatan toplumsal cinsiyet rollerine, ataerkil aile ve toplum yapısına, orantısız bir şekilde kadına atfedilen ev ve bakım görevlerine, iş-yaşam dengesi politikalarının yetersizliğine dikkat çekilmiştir. Nitekim ekonomik kalkınma ve büyüme modelleri, sosyal ve kurumsal politikalar, normlar ve geleneksel değerler birbirlerinden bağımsız değildir; tüm bunlar yıllar içerisinde birlikte gelişip şekillenerek kadınlara iş imkânı sağlamak yerine onları iş gücünün dışında tutmuş, istihdamda olan kadınları ise belli sektör ve meslek gruplarına hapsetmiştir. Burada, bu durum ve gelişmelerin istihdama erişebilmiş sınırlı sayıda kadına etkileri üzerinde duracak ve toplumsal cinsiyete dayalı mesleki ayrışmaya değineceğim.

Basitçe tanımlayacak olursak toplumsal cinsiyete dayalı mesleki ayrışma, kadın ve erkeklerin belli meslek kollarına ayrışmasını ifade eder. Bu ayrışmanın yaratabileceği eşitsizliğin boyutunu kavramak adına mesleki ayrışma yatay ve dikey olarak ikiye ayrılır. Yatay ayrışma kadın ve erkeklerin farklı meslek gruplarına dağılmalarını incelerken (örneğin erkekler kanun yapıcı, üst düzey yönetici, teknoloji ve mühendislik alanlarındaki meslek gruplarında yoğunlaşırken kadınların bankacılık, sigortacılık, büro işlerine yoğunlaşması), dikey ayrışma kadın ve erkeklerin çalıştığı bu meslek kollarının mesleki hiyerarşideki göreceli konumunu (örneğin sosyal ve ekonomik statüsünü, gerektirdiği beceri ve kabiliyet seviyelerini) inceler (Blackburn, Brooks ve Jarman, 2001).[1] Bu anlamda, dikey ayrışma emek piyasasında toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin direkt bir ölçüsüyken yatay ayrışma salt bir biçimde kadın ve erkeğin farklı meslek gruplarına dağılmalarıyla ilgilenmektedir. Her ne kadar yatay ayrışma ücret veya sosyal statü konusunda doğrudan bir eşitsizlik anlamına gelmiyor olsa da, bu ayrışmanın dağılımsal bir eşitsizliğe işaret edebileceği söylenebilir (Charles, 2003).[2]

Bahsettiğim bu yatay ve dikey ayrımı, mesleki ayrışmanın nedenlerini ve beraberinde getirdiği eşitsizliğin boyutunu analiz etmemize yardımcı olmanın yanında, ülkelerin bu konudaki performanslarını değerlendirirken de faydalı bir altyapı sunar. Aslında en gelişmiş toplumlarda bile belli bir miktarda mesleki ayrışma vardır, ancak elbetteki bu ayrışma ve beraberinde getirdiği eşitsizliğin derecesi ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarına göre farklılık gösterir. Yakın zamanda gelişmiş ülkeler için yapılan birçok çalışma yatay bir ayrışmanın varlığından bahsetse de dikey ayrışmanın boyutunun oldukça düşük olduğunu, hatta ücret bazında devam eden dezavantajlı konuma rağmen kadınların sosyal statüsü yüksek meslek kollarındaki varlıklarının hızla arttığını belirtmiştir (örneğin, Jarman, Blackburn ve Racko, 2012). Bu pozitif gelişmelerin ardında post-endüstriyel ekonomik yapılanmanın, özellikle imalat sanayisinden servis sektörüne geçişin, kadınların karşılaştırmalı olarak üstün olduğu beceri ve yeteneklere ihtiyaç duyulan iş imkânları yaratması gösterilir (Goldin, 2006; Ngai ve Petrongolo, 2017). Ayrıca, teknolojik dönüşüm ve ev işlerinin piyasalaşması da kadınların ev işlerine daha az vakit harcamalarını sağlayarak kadın istihdamına olumlu katkılarda bulunmuştur (Greenwood, Seshadri ve Yörükoğlu, 2005). Bu yapısal dönüşüm, toplumsal cinsiyet eşitliğinin teşvik edildiği sosyal ve kurumsal dönüşümlerle desteklenmiş; kadınlar sosyal ve ekonomik anlamda emeklerinin karşılığını daha adil bir şekilde alabildikleri meslek gruplarında yer edinmişlerdir.

Peki, Türkiye’de cinsiyete dayalı mesleki ayrışmanın boyutu nedir? Yakın zamanda bu konuda yapmış olduğum çalışma, hem yatay hem de dikey anlamda Türkiye’de kadınların dezavantajlı konumuna işaret ediyor.[3] Bu çalışmada mesleki ayrışmanın dikey boyutunu, basit bir endeks analiziyle, kadınların mesleklerinin erkeklerin mesleklerine göre ücret bağlamındaki konumuna bakarak inceledim. Bunun yanında, bir sosyal statü/prestij endeksi olan CAMSIS-Türkiye (Cambridge Social Interaction and Stratification Scale) skalasından[4] faydalanarak, dikey ayrışmayı sosyal konum yönünden de araştırdım. Sonuçlar kadınların erkeklere oranla hem ücret hem de sosyal statü bakımından daha düşük seviyelerdeki meslek kollarına ayrıştığını gösteriyor. Yatay ayrışma ise, bilgi sahibi olduğumuz tüm ülkelerdeki gibi, dikey ayrışmaya nazaran daha yüksek bir seviyede. Fakat gelişmiş ülkelerde bu durum dağılımsal bir eşitsizlikten ziyade, servis sektörünün genişlemesine, kadınların daha iyi iş koşulları sunan beyaz yakalı iş kollarına geçişine ve profesyonel ve yardımcı profesyonel meslek kollarındaki artan kadın istihdamına bağlanmıştır.

Ancak Türkiye’de gözlenen yatay ayrışmayı, kadınların tercihlerine veya servis sektörünün onlara sunduğu avantajlı konuma bağlamak mümkün değildir. Bu durum, daha ziyade kadınların kendilerine yer edinebildiği kısıtlı sayıdaki meslek grubuna işaret eder niteliktedir. Zira servis sektörü kadınların istihdamını artırmış olsa dahi, kadınlar gelir ve sosyal konum bakımından nispeten daha alt seviyedeki işlerde (örneğin bakım, yemek servisi, temizlik işleri) yoğunlaşırken üst tabaka işlerdeki (örneğin ticari ve sosyal hizmetler) görünürlükleri oldukça düşüktür (Buğra ve Yakut-Cakar, 2010; Gedikli, 2020).[5] Sadece servis sektörünü baz alıp gerçekleştirdiğim cinsiyete dayalı mesleki dikey ve yatay ayrışma analizi de kadınların servis sektöründe gerek ücret gerekse sosyal statü bakımından düşük konumlarda olduğunu göstermiştir. Mesleki ayrışmayı eğitim durumlarına göre incelediğimde de durum iç açıcı değildir; yükseköğrenim sahibi kadın ve erkekler arasında görülen mesleki ayrışma yatay boyutta diğer eğitim gruplarına göre daha düşük olsa da, kadınlar sosyal statü ve ücret konusunda dezavantajlı konumda olmaya devam etmektedirler. Dolayısıyla, kadınların yükseköğrenim seviyelerinin erkekleri yakalamış oluşu, kadınların ücret veya sosyal statü ölçeğinde alt sıralarda yer alan mesleklere yoğunlaşmasını engellemekte başarısız olmuştur. Tam da bu yüzden küçük yaşlardan itibaren cinsiyet eşitliğini gözeten bir eğitim sisteminin yanında, eğitimden emek piyasasına geçişi denetlemek ve kadınların erkek egemen mesleklere geçişini veya bu mesleklerdeki yükselişini engelleyen uygulamalara (örneğin işverenlerin bilinçli veya bilinçsiz olarak başvurduğu cinsiyet ayrımcılığına) dur demek kritik bir önem taşıyor.

Sonuç olarak, Türkiye’de cinsiyete dayalı mesleki ayrışma, politika yapıcılar tarafından dikkate alınması gereken ciddi bir sorundur. Her ne kadar temel ve öncelikli amaç kadınların iş gücüne katılımlarını ve istihdam oranlarını artırmak gibi görünse de, bir şekilde istihdama erişebilmiş kadınlar belli meslek gruplarında yoğunlaşmakta ve bu meslek grupları genellikle düşük ücret, sosyal statü ve kötü çalışma koşullarına sahip olmaktadır. Bu nedenle, kadınların istihdamını artırmak kendi başına düşünülmemeli, yaratılan iş imkânlarının nitelikleri gözetilmelidir. Örneğin kadınların ev içinde ürettikleri ürünlerden elde ettikleri gelirlere vergi muafiyeti getirilmesi veya kadın girişimciliğini artırmaya yönelik son zamanlarda oldukça popüler olan mikro-krediler, kadın istihdamını artırıcı olumlu gelişmeler gibi görünse de, bu uygulamalar kadın istihdamına geleneksel bir bakışı temsil etmekte ve kadınları evdeki ikincil iş sahibi konumunda görmektedir. Bu bağlamda, bu tür uygulamalar kadınlara ücret ve sosyal statü konusunda daha iyi iş kolları açmaktan ziyade ev işlerini piyasalaştırmakla kalmakta ve cinsiyet rollerini evden emek piyasasına taşımaktadır. Buna paralel olarak, iş-aile yaşamı politikalarının kadını anne, eş veya bakım işleriyle yükümlü görmeye devam eden tutumu kadınları gerek ev içerisinde gerekse emek piyasasında ikincil bir konuma itmeye devam etmektedir. Bu noktada, ataerkil anlayışın ve politikaların değişimi için mücadele ederken kadınların konumlarının iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi adına yapılan uygulamaların doğru belirlenmesi gerekir. Aksi halde, kadın istihdamını artırmaya yönelik adımlar toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini azaltmak yerine bunların daha kalıcı ve yapısal birer sorun haline gelmesine katkıda bulunabilmektedir.

Kaynakça

Blackburn, R. M., Brooks, B. ve Jarman, J. (2001). The vertical dimension of occupational segregation. Work, Employment and Society, 15(3), 511–538.

Blackburn, R. M. (2009). Measuring occupational segregation and its dimensions of inequality and difference. Cambridge Studies in Social Research no.12. https://www.sociology.cam.ac.uk/system/files/documents/cs12.pdf.

Buğra, A. ve Yakut-Cakar, B. (2010). Structural change, the social policy environment and female employment in Turkey. Development and Change, 41(3), 517–538.

Charles, M. (2003). Deciphering sex segregation: Vertical and horizontal inequalities in ten national labor markets. Acta Sociologica, 46(4), 267–287.

Gedikli, C. (2014). Exploring the extent of inequality associated with occupational gender segregation in Turkey. https://www.camsis.stir.ac.uk/versions.html#Turkey.

Gedikli, C. (2020). Occupational Gender Segregation in Turkey: The Vertical and Horizontal Dimensions. Journal of Family and Economic Issues, 41, 121–139.

Goldin, C. (2006). The quiet revolution that transformed women’s employment, education, and family. American Economic Review, 96(2), 1–21.

Greenwood, J., Seshadri, A. ve Yörükoğlu, M. (2005). Engines of liberation. The Review of Economic Studies, 72(1), 109–133.

Hakim, C. (1979). Occupational Segregation: A Study of the Separation of Men and Women’s Work in Britain, the United States and Other Countries, Research Paper 9, London: Department of Employment.

Jarman, J., Blackburn, R. M. ve Racko, G. (2012). The dimensions of occupational gender segregation in industrial countries. Sociology, 46(6), 1003–1019.

Lambert, P. S. ve Prandy, K. (2021). CAMSIS project webpages: Cambridge Social Interaction and Stratification Scales. https://www.camsis.stir.ac.uk.

Ngai, L. R. ve Petrongolo, B. (2017). Gender gaps and the rise of the service economy. American Economic Journal: Macroeconomics, 9(4), 1–44.

[1] Dikey ayrışma literatürde çeşitli şekillerde incelenmiştir. Bir grup dikey ayrışmayı aynı meslek grubundaki kadın ve erkeklerin göreceli konumları olarak tanımlarken (örneğin sağlık sektörü mensuplarını düşünürsek kadınların hemşire, erkeklerinse doktor olmaları gibi; bkz. Hakim, 1979), yakın tarihteki çalışmalar dikey ayrışmayı kadın ve erkeğin sahip oldukları işlerin belli bir meslek kolundan ziyade genel mesleki yapıdaki konumu şeklinde incelemiştir (örneğin kadınların daha düşük ücretli veya daha az prestijli işlerde çalışıyor oluşu; bkz. Blackburn, Brooks ve Jarman, 2001; Blackburn 2009). Ben bu yazıda bu ikinci tanımlamayı benimsiyorum.

[2] Çünkü pratikte, yatay ayrışmayı ölçen endeksler kadınların ve erkeklerin hangi meslek gruplarına ayrıştığı hakkında bilgi vermezler. Ancak dikey ayrışma figürleriyle beraber incelendiğinde kadın veya erkeğin yoğunlaştığı mesleklerin mesleki hiyerarşideki konumu hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Ücret veya sosyal statü hakkında verinin bulunmadığı durumlarda ise yatay ayrışma ve kadınların ayrıştırıldığı işlerin koşulları hakkında fikir yürütebilmek için kadınların ve erkeklerin hangi meslek gruplarında yoğunlaştığının betimsel analizini yapmak faydalı olacaktır.

[3] Daha detaylı kavramsal yapı, metodoloji ve sonuçlar için Gedikli (2020) incelenenebilir.

[4] CAMSIS geniş anlamda bir sosyal tabakalaşma, statü ve prestij endeksi olarak tanımlanmıştır (Lambert

ve Prandy 2021). Türkiye’deki meslek kollarının CAMSIS-TR skorlarına ve sosyal hiyerarşideki sıralamalarına http://www.camsis.stir.ac.uk/versions.html#Turkey adresinden ve nasıl elde edildiklerine Gedikli (2014)  çalışma metninden ulaşabilirsiniz.

[5] Türkiye’deki yapısal dönüşüm kapsamında, imalat sanayisinden servis sektörüne geçiş gelişmiş ülkelerin hâlâ gerisindedir. Servis sektöründe bir genişleme Türkiye’de de görülse bile, bu genişleme gelişmiş ülkelerde görünen boyutun gerisinde kalmaktadır. Servis sektörü ve bu sektördeki kadınların sayısı Avrupa Birliği (AB) ortalamasının oldukça altındadır (Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2020 Eylül ayı kadın istihdamında servis sektörünün payı verilerine göre, AB ülkeleri ortalaması %84,2 iken Türkiye’de bu oran %59,2’dir: https://data.worldbank.org/indicator/SL.SRV.EMPL.ZS?contextual=serv-employment-by-gender&locations).